Türkiye’de ve Dünyada Gelir Eşitsizliği
Bir ülkede en yüksek gelire sahip %1’lik kesimin milli gelirden ne kadar pay aldığı, eşitsizliği en yalın anlatan göstergelerden biri. Bu hafta World Inequality Database verileriyle, milli gelirin tepedeki %1’de ne ölçüde yoğunlaştığına bakıyoruz.
Türkiye’de en zengin %1’lik kesim, milli gelirin yaklaşık beşte birini alıyor. Bu oran yıllar içinde sabit bir çizgide ilerlemiyor, ülkenin makroekonomik gidişatına göre değişkenlik gösteriyor. Enflasyonun tek haneye indiği ve büyümenin tabana yayıldığı dönemlerde tepedeki yoğunlaşma azalıyor. 1990’larda bu oran %25,5 iken 2000’lerin başındaki iktisadi iyileşmeyle %17’ye kadar geriledi. Yüksek enflasyon ve kriz dönemlerinde ise tam tersi yaşanıyor.
2021 sonrasındaki enflasyonist dönemde pay %19’lardan %24,4’e çıkarak yeniden 1990’lardaki seviyeye ulaştı. Bu yıllarda Türkiye gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ortalamasının üzerinde bir büyüme gerçekleştirmesine rağmen ekonomik genişleme geniş kesimlere dengeli biçimde yansımadı. Enflasyonist ortam, ücretli kesimi aşındırırken varlık ve servet sahiplerini daha da zenginleştirdi.
Konjonktürel olarak Türkiye’nin payı dünya ortalamasıyla iç içe geçti. 2004’e kadar ortalamanın üzerindeyken, 2005-2021 arasında çoğunlukla dünya ortalamasının altında ya da yakınında seyretti. 2022 sonrası enflasyon şokuyla yeniden ortalamanın üzerine çıktı. Şu an oran, ABD ve dünya ortalamasının üzerinde, AB ortalamasının ise neredeyse iki katı.
2024’te Türkiye’de üst %1’in payı %21,6. Veri setindeki 200 ülke arasında Türkiye 32. sırada yer alıyor. Bu rakamla ülkemiz gelişmiş ekonomilerin çok üzerinde, Latin Amerika ve Ortadoğu eşitsizlik kümesinin ise hemen altında konumlanıyor.
Küresel tabloya baktığımızda Irak %44,6 oranıyla diğer tüm ülkelerden ayrışan bir konumda. Özellikle petrol ve doğalgaz rantına dayalı ekonomilerde (Körfez ülkeleri, Angola, Rusya, Cezayir) oranın yüksek olduğu görülüyor. Bu ülkelerde doğal kaynak rantının dar bir elit grupta toplandığı söylenebilir. Listenin tepesindeki diğer bir grup ise Latin Amerika ülkeleri. Brezilya, Şili, Peru ve Meksika’da tarihsel olarak eşitsiz toprak ve sermaye dağılımı bugüne kadar kalıcılaştı. Bu ülkelerin ortak paydaları zayıf yeniden dağıtım kurumları, dar bir vergi tabanı ve geniş kayıt dışılık.
%1’lik kesimin milli gelirden aldığı payın en düşük olduğu ülkeler ise Hollanda (%7,1), Slovakya, Slovenya, Belçika, Avusturya, İtalya ve İskandinav sosyal devletleri. Bu ülkelerde eşitsizliği düşük tutan sütunlar güçlü emek kurumları, geniş ve formel bir vergi tabanı ve sermaye gelirinin görece az yoğunlaşmasıdır.
Sonuç olarak bu gösterge, gelir adaletinin neden hayati olduğunu hatırlatıyor. En üst %1’in payı arttıkça orta sınıf zayıflıyor, fırsat eşitliği aşınıyor ve ekonomik büyümenin meyvesi giderek dar bir kesimde toplanmaya başlıyor. Bu yoğunlaşma sosyal hareketliliği yavaşlatan, toplumsal güveni zedeleyen ve uzun vadede büyümenin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal riskler barındırıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı sıçrama tam da bu nedenle yakından izlenmeyi hak ediyor.


