Yükseköğretim Raporu
Rapor Bülteni’nin 153. sayısında yer alan ve Enstitü Sosyal tarafından yayımlanan Türkiye’de Yükseköğretim Sisteminin Mevcut Durumu, Yapısal Sorunlar ve Politika Önerileri başlıklı araştırma raporunu inceliyoruz.
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
- 2547 Sayılı Kanun: 1981 yılında yürürlüğe giren ve Türkiye’deki bütün yükseköğretim kurumlarının organizasyon, işleyiş, görev ve sorumluluklarını düzenleyen temel yasa.
- Misyon Farklılaşması: Üniversitelerin tek tip bir yapıdan çıkarak araştırma ve bölgesel kalkınma odaklı veya öncelikli alanlarda uzmanlaşma gibi stratejik hedeflere göre ayrışmasını amaçlayan program.
- AKTS (ECTS): Avrupa Kredi Transfer Sistemi. Bologna Süreci kapsamında öğrencilerin iş yükünü ve öğrenme çıktılarını ölçmek için kullanılan standart kredilendirme sistemi.
- CO-OP (Cooperative Education): Üniversite eğitimi ile çalışma hayatını bütünleştiren, öğrencilerin eğitimlerine devam ederken iş deneyimi kazandığı kooperatif öğrenme modeli.
- Akademik Katkı ve Gelişim Sistemi: Sadece yayın sayılarını değil; eğitim, araştırma, mentörlük, kurumsal sorumluluk ve toplumsal etki boyutlarını birlikte ölçmeyi hedefleyen çok boyutlu performans değerlendirme mekanizması.
BULGULAR
Yükseköğretimde merkeziyetçi yönetim dikkat çekiyor.
- Rapora göre, Türkiye’de 129’u devlet, 75’i vakıf ve 4’ü vakıf MYO olmak üzere toplam 208 üniversite bulunuyor.
- Türkiye’de, 25-34 yaş grubundaki nüfusun yarıya yakını üniversite mezunu (%45,6).
- Sistemde toplam 6.835.115 öğrenci yer alıyor. Öğrenim düzeyine göre öğrenci sayısı sırasıyla lisans, ön lisans, yüksek lisans ve doktora olarak ifade ediliyor.
- Raporda, 7 milyona yakın öğrenciyi barındıran devasa yapının hala 1981 tarihli 2547 sayılı kanun ve merkeziyetçi bir anlayışla yönetilmesinin kurumsal esnekliği zedelediği ifade ediliyor.
- YÖK’ün daha sade ve vizyon odaklı bir koordinasyon kuruluna dönüşmesi gerektiği vurgulanıyor.
Akademik kadro dağılımı piramit yerine kum saati görünümünde.
- Rapora göre, ideal bir akademik hiyerarşinin aşağıdan yukarıya doğru daralan bir piramit şeklinde olması beklenirken Türkiye’deki mevcut kadro dağılımı kum saati şeklinde.
- 44.207 doktor öğretim üyesi ve 42.766 araştırma görevlisiyle oldukça geniş bir alt taban bulunuyor. Bir üst kademede sayının 23.930 doçente düşerek daraldığı ancak en üstte 36.738 profesörle kadronun orantısız bir şekilde yeniden genişlediği görülüyor.
- Hiyerarşinin orta kademesindeki daralma, doçentliğe geçişte yapısal bir tıkanıklığa işaret ediyor.
- Raporda, profesör kadrolarındaki sayıca yüksekliğin bütçe üzerinde kalıcı bir yük oluşturduğuna dikkat çekiliyor. Bu durum kademe geçişlerinde yavaşlamaya neden olarak genç akademik akışın sistemi besleme kapasitesini sınırlıyor.
Üniversite kontenjanlarında ve yerleşmelerinde belirgin bir düşüş mevcut.
- Rapora göre, üniversite sınavına başvuru ve üniversiteye yerleşmede düşüş yaşanırken 2030 yılı sonrasında başvuru sayılarının 2 milyonun altına inmesi öngörülüyor.
- 2025 yılı verilerine göre, ön lisans programlarında ilk yerleştirmede 18 bini aşkın kontenjanın boş kaldığı ifade ediliyor.
- Programlara yerleşen adayların yaklaşık %16’sının kayıt yaptırmadığı görülüyor. Ardından açılan 66 binin üzerinde ek kontenjanın yalnızca 41.600’ü dolarken 25.241’i boş kaldığı vurgulanıyor.
- Lisans programlarında ön lisans programlarına benzer bir tablo görülüyor. Rapora göre ilk lisans yerleştirmesinde 35.353 kontenjan boş kalıyor, 25.908 aday kayıt yaptırmıyor. Ek yerleştirmede sunulan 61.261 kontenjanın sadece 18.922’si dolarken, 42.339 lisans kontenjanı boş kalıyor.
- Üniversite kontenjanlarının son 5 yılın istihdam verilerine göre dinamik olarak planlanması gerektiği belirtiliyor.
Eğitim süresinin yetkinlik temelli olarak 3 yıla indirilmesi talep ediliyor.
- Bologna sisteminde lisans eğitimi 180-240 AKTS olarak tanımlanırken Türkiye’de lisans eğitimi süresince 240 AKTS kazanımı ve 4 yılı tamamlama zorunlu.
- Raporda, lisans eğitiminin Avrupa’daki gibi 180 AKTS taban alınarak yetkinlik temelli 3 yıl (6 yarıyıl) veya uygulamalı bölümler için sektörel stajı kapsayan 2+1 (CO-OP) şeklinde yeniden tasarlanması öneriliyor.
- Lisans eğitiminin yeniden tasarlanması önerisinde amaç, genç iş gücünün ülkenin ekonomisine 1 yıl erken katılması ve doktora derecesinin 30 yaş sonrası elde edilebilen bir lüks olmaktan çıkması.
Uluslararasılaşmada rekor büyümeye karşın zayıf altyapı ve nitelik ihtiyacı. mevcut.
- Rapora göre, Türkiye’deki uluslararası öğrenci sayısı son 12 yılda 8 kat artış gösterdi. 2013’te uluslararası öğrenci sayısı 43.251 seviyesindeyken 2025 sonunda 337.119’a ulaştı.
- Türkiye dünyada en fazla uluslararası öğrenciye sahip 8. ülke.
- Uluslararası öğrenciler uyruklarına göre sıralandığında ilk 5 sırada Suriye, Azerbaycan, Türkmenistan, İran ve Irak yer alıyor.
- Uluslararası öğrencilerin yarıdan fazlası lisans öğrencisi (%70,9).%16,47’si ön lisans düzeyinde eğitim alıyor. Yüksek lisansta bu oran %9,35’te, doktorada ise %3,28’de kalarak sistemin araştırma kapasitesi hedeflerinin gerisine düşüyor.
- Rapora göre Türkiye’de uluslararası akademik personel oranı %1,57 iken Birleşik Krallık’ta bu oran %32,7.
