featured

Can Azerbaycan

CAN AZERBAYCAN

Azerbaycan Hükümeti, eğitimde laiklik ve kıyafet bütünlüğünü esas alan düzenlemeler yaptı. Düzenlemelerde başörtüsü kelimesi geçmemekle birlikte okullarda öğrenci ve öğretmenlere İslami tesettür yasaklandı. Tesettürlü Müslüman öğrenci ve öğretmenler okullara alınmadı, kapılardan geri çevrildi. Tanıdık manzaralar yaşandı.

Bu durum ülkemizde de büyük tepkilere yol açtı. Türkiye’de tüm kesimler de kendi durdukları yer itibariyle ya yasakçı rejimin yanında ya da özgürlüğü savunan Müslüman-muhafazakarların yanında konumlandı.

Biz de  durduğumuz yerden olaya bakışımızı anlatıyoruz…

Başörtüsü (Tesettür) karşıtları ikiye ayrılır:

1- Karşı mahalleden olanlar:

(Bizim mahallede bu grubu eleştirmek serbesttir. Eleştirenler takdirle karşılanır.)

Türkiye’de, Avrupa’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşayıp Müslüman kadınların tesettürüne, başörtüsüne laf edenler, karşı çıkanlar, yasaklayanlar bu gruba dahildir.. Örneğin Türkiye’de 28 Şubat sürecinde ve öncesinde  başta karşı mahallenin siyasetçileri olmak üzere bir sürü insan. Başörtüsü ile meclise gelen milletvekili Merve Kavakçı için hançeresini yırtarcasına “Burası devlete meydan okunacak yer değildir! Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz” diyerek vekillerini Merve Kavakçı’nın üzerine salan Bülent Ecevit ve o dönemin bazı vekilleri, Gazeteciler çevresinden başta Fatih Altaylı olmak üzere bir sürü zevat. Değişik meslek gruplarından Vural Savaş, Yekta Güngör Özden, Kemal Alemdaroğlu. Çevik Bir’ler, Karadayılar, Kıvrıkoğlu’lar… Nur Serter’ler, Türkan Saylan’lar… Uzar gider bu liste.

Avrupa’da çeşitli ülkelerde, değişik vesileler bahane kılınarak getirilen, getirilmeye çalışılan ve bir ülkede başlayıp bir virüs gibi diğer ülkelere yayılan tesettür, başörtüsü yasakları.

Türkiye’de yaşayan Müslüman Türkler olarak bizler, ülkemizin karşı mahallelerinden ve Avrupa’dan tesettüre savaş açan bu kişilere, gruplara karşı her tür karşı duruşu, isyanı, protestoyu yapma hakkına sahibiz. Bu, bir Müslüman için hem bir hak hem bir sorumluluk hem bir görevdir. Bu isyan, itiraz, karşı duruş bizim mahalleden olup İslâmi bir hayat kaygısı taşıyan herkes tarafından takdirle karşılanır, teşvik edilir, alkışlanır. Bu “herkes” sözcüğü; bizim cenahın yazar-çizerlerini, kanaat önderlerini, ilahiyatçılarını, STK’larını, siyasetçilerini… kapsıyor. Çünkü bizim cenahtan olup da İslâmi hayatın herhangi bir sembolüne, kuralına, prensibine yönelen yasaklama, baskı, saldırıya itiraz (fiilen/söz ile/kalben buğz) Müslüman olmanın bir gereğidir. Hiç bir “konjonktür”, bu durumu, duruşu geçersiz kılamaz.

2- Bizim mahalleden olanlar /olduğu düşünülenler /olduğu varsayılanlar:

Gündem, Azerbaycan’da Müslüman ailelerin okullardaki kız çocuklarının tesettürünün yasaklanması. Daha önce Türkiye’nin yaşadığı aynı süreci şimdi Azerbaycan Müslümanları yaşıyor. Gerekçe aynı: Kılık-kıyafet Yönetmeliği. Okullarda bir forma tespit edilmiş. Herkes buna uyacak! Uysun efendim… Devlet kuralları belirler. Vatandaş da uyar.

Azerbaycan’daki rejimin bu tavrını savunanlar “Başörtüsü, yasaklanmadı ki, yönetmelik okul forması ile ilgili…” diye güya demagoji yapıyor.

Peki, yönetmeliğin belirlediği üniformayı giyen başörtüsü takabiliyor mu? Belirlenen formayı giyen başörtülü öğrenciler okullara girebiliyor mu?

–YASAK!

İnsanları aptal yerine koymayın…

Neyse!… Orada onlar olurken Türkiye’de değişik kesimlerden itirazlar ardı ardına yükseldi doğal olarak:… Sosyal medya kullanıcıları, gazeteciler, az bir miktar siyasetçiler, ilahiyatçılar, yazarlar, kanaat önderleri…

İslam’ın –tesettür emrini yasaklayan (İslam’ın Tesettür emrine savaş açan) bir tutuma, anlayışa, rejime karşı Müslümanların tepki koyması gayet doğal değil mi?

Yok!… Konuyu saptırıp, lafı dolandırıp, ötelere götürüp, kelimenin tam anlamıyla saçma sapan yaftalamalar-hücumlar başladı Türkiye yasağa itiraz eden Müslümanlara:

*Azerbaycan’la aramızı bozmak isteyen çevreler!

*Türkiye-Azerbaycan kardeşliğine fitne sokmak isteyen karanlık odaklar!

*Türkiye ile Azerbaycan’ın arasının açılması İsrail’in işine yarar! (Kaldırın yasağı, yaramasın!…)

Türkiye’de konjonktür gereği pusan, pusuda bekleyen, susan, uykuya geçen İslam düşmanı çevreler ve Azerbaycan’daki yasak savunucuları, bizdeki ve onlardaki İslam’sız Türklük özlemiyle yanıp tutuşanlar aynı koroda buluşup aynı şarkıyı seslendirdiler: Azerbaycan bağımsız bir devlet, Azerbaycan’ın iç işlerine karışmak doğru değil.

Azerbaycan’ın bağımsız olduğu elbette doğru. Ama bir Müslümandan, İslam’ın tesettür emrine savaş açan, onu yasaklayan, hafife alan, alay eden hiç bir kişi, kurum, her kim olursa olsun, ona karşı sessiz kalmasını kimse bekleyemez, isteyemez.

Bu insanın inancı, imanı ile ilgili bir konu.

Bizdeki sekülerlerin Azerbaycan’daki karşı mahalle ile ittifakını anladık da, Türkiye, Müslüman kadınlara tesettür özgürlüğünü getiren Ak kadroların azınlık da olsa bazı yüksek düzeyli temsilcilerinin Azerbaycan’ın bu yasakçı tutumunun yanında konumlamasına ne demeli?

Peki, Ak Kadroların üst düzey büyük çoğunluğunun ölüm sessizliğine ne demeli? Cumhurbaşkanımızın tutum aleyhinde bir cümle kurmasını mı bekliyorlar? O cümle kurulunca mı kalpler, beyinler harekete geçecek itiraz cümleleri kurulmaya başlanacak?

Ak kadroların simge isimlerinden bazıları bir hayli hiddetli:

-Kimin ne haddine! Cezalandırırız! gibi sözlerle esip gürlüyor.

-Ayıptır yahu!

Bu olay çerçevesinde, ekranlara çıkıp Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinden, iki devlet tek millet demeçleri vermek tamı tamına lafı dolandırmaktır. Ortada durmakta olan açık ve net meselenin etrafından dolanmaktır, demogojidir, lafı güzaftır.

Azerbaycan-Türkiye kardeşliğine, iki devlet-tek millet birlikteliğine kimsenin bir şey dediği yok. Herkes bundan mutlu. Kimsenin Azerbaycan’ı İran ya da İsrail’in kucağına ittiği, itmek istediği yok. Çarpıtmayın lafı.
Bunun neyini anlamıyorsunuz? Ya da niçin anlamazlıktan geliyorsunuz? Müslümanlar için tesettür Allah’ın emridir. Bunu kimse yasaklayamaz. Yasaklarsa karşısında Müslümanları bulur. Mesele basit ve açık.

Uluslar arası ilişkiler, dengeler, konjonktür, büyüklerin “bir bildiği” her neyse, o tamam… Biz vatandaşız, “devlet” yönetmiyoruz. Kaldı ki devleti yönetenler için de buna “bir şekilde” itiraz etmek bir görev değil mi?
Yahu anladık… Azerbaycan’la bağları koparmayalım. Tabi ki koparmayalım, Azerbaycan’ın devlet yönetiminin bu yasakçı tutumu nedeniyle Azerbaycan’daki Müslümanlarla kardeşliğimiz düşecek değil ya! Onlar yine kardeşimiz, ihtiyaçları olduğunda yine el uzatır yardımcılarına koşarız.

Ama hiç değilse Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurduğu şu cümleleri de kurun kardeşim;

“Sevgili Azerbaycanlı Kardeşlerim, bu acıyı biz yaşadık, bu acının bitmesi lazım. Bu sorumluluğu üstlenen bir kişi olarak Azerbaycan’a sesleniyorum: Kadınları özgür bırakın, istediği kıyafeti seçsin.”
“Efendim, Kılıçdaroğlu vaktiyle şöyle dediydi, böyle dediydi…” Biliyoruz, elbette biliyoruz. Şu anda ne söylüyor adam? Söylediği doğru mu, değil mi?
Sırtında yumurta küfesi olmayanlar rahat konuşur. Doğru… Küfeyi sırtlanalar da inançları doğrultusunda bir şeyler söylemeli değil mi? Az söyler, kapalı söyler… Ama söyler.(Belki de söylüyordur…)

En azından “Kimin ne haddine Azerbaycan’ın iç işlerine karışacak? Öyle bir şeyi kesinlikle kabul etmeyiz. Buna teşebbüs edeni, tevessül edeni de en şiddetli şekilde cezalandırırız” da demez arkadaş!…

Azerbaycan da maşallah bir kısım itirazcı Türk vatandaşlarının ülkeye girişini yasaklamalar, yakalama kararı çıkarmalar… Hiddet ve şiddet tam gaz…

Her iki tarafta da, fikir, düşünce, kanaat belirtmekle, düşünce açıklamakla alakası olmayan, ağır hakaret, küfür vb. kaba sözleri asla kabul etmiyoruz. Hiç bir gerekçe hakaret ve küfrü haklı kılmaz. Karşımızda öyle ya da böyle “Müslüman” kimlikli bir devlet var, “can Azerbaycan” var. Bir gün bu sorunlar, Türkiye’de nasıl bittiyse orada da bitecek ve geriye yüz yüze, gönül gönüle, can cana olacağımız can Azerbaycan kalacak. Unutmayalım.

Yine Azerbaycan’da İslam’ın tesettür emrini arap-fars kültürü zanneden ya da, daha doğrusu işin aslını bildiği halde seküler muannidliği nedeniyle böyle yaftalayan cahil-cühela hadsizlerin bu tavrını da kabul etmiyor, onları edepli olmaya davet ediyoruz.

Bütün bu hercümerç curcuna akıp giderken Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuya ilgisiz kaldığını, bu konuda hiçbir şey yapmadığını düşünebilir miyiz? Asla…

Ömrünü dünya Müslümanlarının biraz daha güçlü, biraz daha müreffeh, biraz daha başı dik olması için adamış, dünyayı sırtında taşıyan bu can için kurulacak her imalı, eleştirel, suçlayıcı cümle için milyon defa düşünüp, ölçüp bir biçmek lazım. Perde gerisi mi dersiniz, arka kapı diplomasisi mi dersiniz, o mutlaka bir şeyler söylemiştir, yapmıştır ve yapmaya da devam ediyordur.

“Büyüklerin/devletin bir bildiği vardır” sözüne, çok fazla istismar edildiği ve birçok yanlışlığın üstünü örtmek için sık sık kullanıldığından hep şüpheyle bakılmıştır ama, doğruluk payı da hiç yok değil.

Devlet yönetmek girift bir iş.

Bu işte yorulanlara Allah kolaylık versin.

Can Azerbaycan
0
Giriş Yap

Kriter Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!