SİNEMA SALONLARININ SON YİRMİ YILI
Christopher Nolan’ın yeni filmi Odyssey, Türkiye’de sinemayı, sinemaya gitme pratiğini yeniden gündem haline getirdi.
IMAX salonlarındaki gece yarısı seansları bile yoğun bir izleyici buluyor. Bu ilgide popüler kültürün çekim gücü, gündemi kaçırma korkusu veyahut bir başka sebep rol oynuyor olabilir. Her durumda filmin kültürel etkisi salonun çok ötesine geçti. Çekimde kullanılan kamera formatı, salonlar arasında oluşan hiyerarşi, oyuncu tercihlerinin açtığı “woke” tartışması ve aynı popüler oyuncuları sürekli öne çıkaran küresel “gatekeeping” ağları filmden daha fazla konuşuldu. Bu tartışmalar bir pazarlama kampanyasının parçası olduklarını düşündürse de sonucu değiştirmiyor. Film ilk hafta sonunda Türkiye’de 224.890 seyirciye ulaşarak bu yılın en iyi açılışını yaptı.
Türkiye’de sinema seyirci sayısı 2000’lerin başından 2017’ye kadar neredeyse kesintisiz arttı. 2017’de seyirci sayısı 68,5 milyonla tarihi zirvesine ulaşmıştı. Ancak daha sonra bu sayı düşüş yaşayarak pandemi yıllarında yere çakıldı. TÜİK verilerine göre ise 2025’deki seyirci sayısı 27,7 milyon. Pandemi öncesi dönemin yaklaşık yarısına tekabül ediyor. COVID-19 yıllarında sert biçimde gerileyen seyirci sayısı sonraki yıllarda kısmen toparlandı. Ancak yarı yarıya daralma kalıcı hale geldi. Daralma, salon altyapısına da yansıdı. 2019’da 2.826 olan sinema salonu sayısı 2025’te 2.161’e, koltuk sayısı 338 binden 253 bine düştü.
Alternatif eğlence araçlarının yükselişi, dijital platformların yaygınlaşması ve evde izleme konforunu artıran televizyon teknolojileri sinemaya gitme pratiğini kökten değiştirdi. Bu değişim salonda kalan seyirci yapısını da dönüştürdü. Box Office Türkiye verilerine göre 2023’te dünyada “Barbenheimer” çılgınlığı yaşanırken Türkiye’de gişe lideri Rafadan Tayfa oldu. Sonraki iki yılda aynı serinin yeni filmleri üst sıralarda yer aldı. 2025’te en çok izlenen on filmin sekizini çocuklara yönelik yapımlar oluşturdu. Sinema, toplumsal bir eğlence mekanı olmaktan çıkarak daha çok çocuklara yönelik bir etkinliğe dönüştü.
Peki bu daralma ve değişim küresel bir eğilimin parçası mı?
European Audiovisual Observatory’nin Focus 2025 raporuna göre 2024’te dünya genelinde 4,8 milyar bilet satıldı ve bu rakam 2019 seviyesinin %68’ine karşılık geliyor. Avrupa %75 ile ortalamanın üzerinde kaldı.
Raporda ölçülen pazarların büyük çoğunluğu hala pandemi öncesi seviyesinin altında. Ancak Türkiye’nin daralması benzer pazarların çoğundan daha derin. 2024 itibarıyla Fransa pandemi öncesi seviyesinin %85’inde, Endonezya %82’sinde, Almanya ve Japonya %73’ündeyken Türkiye %47’sinde kaldı. Dolayısıyla sinema kültürünü zayıflatan ortak nedenler ülkemizdeki tabloyu tek başına açıklamıyor.
Seyirci sayısı nüfusa oranlandığında ise daha temel bir durum görünür hale geliyor. Kişi başına düşen yıllık bilet sayısı Türkiye’de rekor yıl olan 2017’de dahi 0,85’ti. Bu oran 2024’te 0,4’e, 2025’te 0,32’ye geriledi. Aynı gösterge Fransa’da 2,7, Güney Kore’de 2,4, ABD ve Birleşik Krallık’ta yaklaşık 2,0. Avrupa ortalaması 1,2. Yani esasında sinemaya gitme Türkiye’de yaygın bir alışkanlık değildi ancak sınırlı bir kesimde yerleşen bu alışkanlık son yıllarda iyice zayıfladı.



