Haftanın göstergesi: Türkiye’de Et Tüketimi
Her Kurban Bayramında olduğu gibi kurbanlık fiyatları ve etin kilosu yine gündemin üst sıralarında.
“Et pahalı, vatandaş et yiyemiyor” söylemi, Türkiye’de yıllardır kamusal tartışmanın vazgeçilmezlerinden. Peki gerçekten geçmişe ve diğer ülkelere kıyasla daha mı az et tüketiyoruz? Yanıtı verilerde arayalım.
Türkiye’nin et tüketimi konusunda kanıksanmış bir yoksunluk geçmişi var. FAO verilerine göre 1960-2000 arasındaki bazı dönemlerde Türkiye’deki kişi başına et tüketimi Afrika ortalamasının alt sırasında kalıyor. 2000’lerin başında da Afrika ortalamasıyla benzer bir seviyedeydi. Ancak son yirmi yılda tüketim ciddi bir artış gösterdi.
OECD verilerine göre Türkiye’de kişi başına yıllık et tüketimi 2005’te 14 kg iken bugün 28,7 kg’a yükseldi. Bu toplam tüketimin 12 kg’ını kümes hayvanları (tavuk, hindi vb.), 11,9 kg’ını büyükbaş (sığır/dana) ve 4,8 kg’ını küçükbaş hayvanlar (koyun/kuzu) oluşturuyor.
Yıllık kişi başı 28,7 kg et tüketmek günde yaklaşık 80 grama tekabül ediyor. Bu da 3-4 adet ızgara köfteye ya da bir porsiyon etli/tavuklu sulu yemeğin içindeki ortalama et miktarına denk geliyor.
Türkiye’yi kendi içinde değerlendirdiğimizde et tüketiminin yıllar içinde arttığını söyleyebiliyoruz. Ancak küresel bir karşılaştırma yaptığımızda tablo oldukça farklılaşıyor.
Portekiz, ABD, Avustralya ve Moğolistan gibi ülkeler Türkiye’nin yaklaşık üç katı et tüketiyor. Müslüman olmayan ülkelerde yoğun bir domuz tüketimi göze çarpıyor. Çin, Güney Kore ve Almanya neredeyse Türkiye’nin toplam et tüketimi kadar domuz eti tüketiyor.
Öte yandan, Malezya ve Endonezya’da Türkiye’nin toplam hacmine yakın bir balık tüketimi dikkat çekiyor.
Dünya ortalamasıyla kıyaslandığında tavuk tüketimimiz benzer düzeyde seyrederken balık tüketimimiz dünya ortalamasının dörtte biri düzeyinde kalıyor.
Kırmızı ette domuz hariç tutularak yalnızca sığır ve koyun toplamına bakıldığında, Türkiye’deki yıllık kişi başı perakende ağırlık tüketim (16,7 kg) OECD ortalamasının (14,5 kg) üzerinde, dünya ortalamasının (7,2 kg) ise iki katından fazla.
1990’dan bu yana bakıldığında, Türkiye’de kırmızı et tüketiminin özellikle 2010 sonrası yaklaşık iki katına çıktığı görülüyor.
Et talebini karşılayan üretim tarafı son yıllarda çarpıcı bir kırılma yaşıyor. TÜİK verilerine göre kırmızı et üretimi 2001’de 783 bin tondan 2023’te 2,4 milyon tona yükselerek 22 yılda üçe katlandı. Ancak 2023’teki bu zirvenin ardından düşüş başladı. 2024’te %11,7, 2025’te ise %10,5 gerilemeyle üretim 1,9 milyon tona indi. Yani iki yıl içinde yaklaşık 500 bin ton üretim kaybı yaşandı.
Dolayısıyla son yıllarda kırmızı ete olan tüketim talebi artarken ya da en azından sabit kalırken üretim düşüyor. Bu açık, doğrudan ithalat bağımlılığını derinleştiriyor ve fiyat baskısının zeminini oluşturuyor.
Özetle, Türkiye’de et tüketimi tahmin edilenin aksine azalmıyor, yıllar içinde artış gösteriyor. Ancak bu haliyle dahi mevcut toplam tüketim dünya ortalamasının altında.
Ayrıca bu ortalama artışın, farklı gelir gruplarının gıdaya erişimindeki eşitsizlikleri gizleyebileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Tüketim büyürken bu büyümeden kimin ne kadar nasibini aldığı, kimin sofrasına ne düştüğü de ayrıca sorgulanması gereken bir mesele.
Nitekim, TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre her on haneden dördü (%41,2), haftada üç gün et, tavuk ya da balık harcamasını karşılayamayacak durumda olduğunu ifade ediyor. Kurbanın da bayramın da bereketi, tam da bu eşitsizliğin farkında olan bir paylaşım kültüründe ve sofrasını genişleten bir yardımlaşma geleneğinde yatıyor.
(Rapor Bülteni’nden)



