KUTSAL TİCARETİ NASIL BAŞLAR?
Her kalp, mabudunu tanımak fıtratıyla yaratılmıştır.
Allah’ı (cc) tanıma ihtiyacı vahiyle tatmin edilmezse akılla tatmin edilir. Vahiy, mutlak teslimiyettir. Allah (cc) kendini tanıtır, biz de inanır ve teslim oluruz. Akıl ise bilmediğini bildiğine kıyas ederek onu tanımaya çalışır. Allah’ı (cc) görmemiş olan akıl, O’nu (cc) bir şeylere kıyas ederek tanımaya çalışır.
Yüce Allah’a karşı cehaletin bir yansıması da O’nun (cc) El-Kuddûs olduğunu unutmak veya bilmemektir. El-Kuddûs; Eksikliklerden münezzeh/temiz ve dilediğini temizleyen/mukaddes ve bereketli kılan Allah, demektir.
El-Kuddûs olan Allah’ı vahiyle tanımayanlar, Allah’a da aracısız ulaşılamaz diyerek, Rabbi ile arasına, uygun gördüğü ruhları/kabirleri/türbeleri aracı koyar.
O’nun (cc) El-Kuddûs olduğunu bilmeyen insan kendi hevasına göre kutsallar belirleyerek, onların hayır ve bereketine inanır. Bu da şirkin eşiğidir. Şer’i olmayan kutsallar çoğu zaman bidatle başlayıp sonrasında şirke dönüşmektedir.
Bireyi, mekânı ya da zamanı seçip üstün kılmak; El-Kuddûs olanın, temizlik ve bereketin kaynağı olan Allah’ın (cc) elindedir. Bu, akılla ya da kıyasla yapılmaz. Sahabenin şu tavrı ne kadar anlamlıdır:
“Ömer (ra) Haceru’l Esved’in yanına geldi, öptü ve dedi ki: ‘BEN SENİN BİR TAŞ OLDUĞUNU, FAYDA VE ZARAR VERMEDİĞİNİ BİLİYORUM. NEBİ’NİN SENİ ÖPTÜĞÜNÜ GÖRMESEYDİM SENİ ÖPMEZDİM.’
Bu anlayış kaybolursa kutsal mekân, kutsal zaman, kutsal şehir ticareti baş gösterir. Her isteyen, dine yeni bir kutsal ekler: Kandil geceleri, mübarek olduğuna inanılan ve ziyaret edilmesi gereken mekânlar, isminin sonuna “Allah sırrını kutsasın” yazılarak kutsanan şahıslar…
Böyle olduğunda da din, Allah’ın indirdiği ve Rasûlünün tebliğ ettiğinden bambaşka bir hâl alır. Ki, bugün durum bundan farklı değildir. Muvahhidin, El-Kuddûs ismine karşı bir sorumluluğu da sonradan uydurulan kutsallara karşı çıkması ve dinin indirildiği hâliyle yetinmesidir.
Selametle Kalın!
