Sadullah Paşa Yalısı’nın Laneti
Bir yalı, bir aile ve aile üyelerinin peşini bırakmayan bir lanet veya uğursuzluk.. Tarihin tozlu sayfalarından çıkıp bugün sizlerle buluşmaya hazırlanan bu hikâye aslında İstanbul Boğazı’nın güzelliğinde saklanıyordu…
Sadullah Paşa ve ailesinin kaderini değiştiren bu yalı İstanbul’un Üsküdar ilçesinin Çengelköy semtinde bulunmaktadır. Boğazda bulunan yalı ahşap olup Osmanlı döneminden kalan en eski yalılardan biridir. Yalı 18. yüzyılda inşa edilmiştir. Yalıya adını veren Sadullah Paşa, 19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin Viyana büyükelçisidir. Sadullah Paşa’nın 1856 yılında bu yalıyı satın alması ile aslında bütün hayatı da değişmeye başlar. İlk olarak Sadullah Paşa, devlet hizmetinde hızlı bir şekilde yükselmeye başlamıştı.

Sadullah Paşa’nın bu devlet görevleri; Tercüme Cemiyeti üyeliği, Meclis-i Hazâin’in kalem müdürü, Mezâhib Kalemi müdürü, Şûrâ-yı Devlet Maarif Dairesi başmuavinliği, Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığı ve okullarda okutulan ders kitaplarını hazırlayan komisyon içerisinde de görev almıştı. 1877’de Berlin sefiri, 1883’de de Viyana sefiri oldu. Sadullah Paşa, Viyana büyükelçisi iken orada hizmetçisi ile yaşadığı gizli ilişki ortaya çıktı. Bu durumun İstanbul’da oluşturacağı skandalı düşünerek buhran geçiren Sadullah Paşa, havagazı ile intihar etti.
Sadullah Paşa’nın eşi Necibe Hanım, eşinin öldüğü haberini alınca bir anlık şok ile aklını kaçırmıştı. Pencere kenarına gidip oturmuş ve Sadullah Paşa’nın geleceğini söylemişti. Hatıratlara göre Necibe Hanım tam 26 yıl boyunca o pencere kenarında oturarak Sadullah Paşa’yı beklemişti.

Sadullah Paşa Yalısı’nın uğursuzluğu bununla da bitmiyor tabii.. Sadullah Paşa’nın intiharından bir süre sonra büyük oğlu Asaf Bey de buhranlı günler geçirmeye başlamıştı. Asaf bey, buhranlı günlere daha fazla dayanamayarak tıpkı babası gibi o da intihar etmişti.
Sadullah Paşa ve ailesi hakkında birçok bilgiye ulaşmak mümkündür. Ancak bu yalıyı ilginç kılan şey Sadullah Paşa’nın burayı satın almasından sonra kendisinin ve ailesinin hayatının tamamen değişmesiydi. İlk olarak art arda görevde yükselmeleri ve daha sonra art arda yaşanan trajediler… Zaman içerisinde bu trajediler yalı ile özdeşleşmişti. Yaşanan acılar sanki yalıdan intikam alır gibi onu ‘’uğursuz yalı’’ olarak nitelemiş ve bu hikâyeyi nesilden nesile aktarmıştı. Peki, uğursuz olan gerçekten yalı mıydı yoksa tüm bu yaşananlar bir ailenin acı kaderinden mi ibaretti?
