featured
  1. Haberler
  2. BALIKESİR
  3. Yıkım Altında…

Yıkım Altında…

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Münih Güvenlik Konferansı Vakfı | Münih Güvenlik Raporu 2026

Rapor Bülteni‘nin 136. sayısında yer alan ve Münih Güvenlik Konferansı tarafından hazırlanan Münih Güvenlik Raporu 2026 adlı çalışmayı sunuyoruz.

Önce Kavramlar

  • DTÖ: Küresel ticaretin serbest, adil ve öngörülebilir bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla ticaret kurallarını koyan, müzakereleri yöneten ve ülkeler arasındaki ticari anlaşmazlıkları çözen en üst düzey uluslararası kuruluş.
  • Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları: 2030 yılına kadar yoksulluğu sona erdirmek, gezegeni korumak ve tüm insanların barış ile refah içinde yaşamasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen 17 küresel hedeften oluşan evrensel bir eylem çağrısı.
  • ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS): Washington’un küresel liderliğini sürdürmek, rakiplerini (özellikle Çin ve Rusya) dizginlemek ve Amerikan halkının güvenliği ile ekonomik refahını korumak amacıyla askeri, ekonomik ve diplomatik tüm güç unsurlarını nasıl seferber edeceğini dünyaya ilan eden en üst düzey resmi doktrin belgesi.
  • G7 (Group of Seven): Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip yedi ülkesinin (ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve Kanada) küresel ekonomik yönetişim, uluslararası güvenlik ve enerji politikası gibi kritik meseleleri tartışmak üzere oluşturduğu gayriresmi bir forum.
  • BICS (Brazil, India, China, South Africa): Geleneksel küresel ekonomik sistemin dışında kalan ve hızla gelişen dev ekonomileri tanımlamak için kullanılan bir kısaltma.
  • Prioritized Ukraine Requirements List (PURL): ABD’nin doğrudan bütçe ayıramadığı dönemlerde Ukrayna’nın acil silah ihtiyaçlarının müttefik ülkeler (Avrupa ve Kanada) tarafından finanse edilerek ABD stoklarından hızlıca tedarik edilmesini sağlayan stratejik bir askeri yardım ve finansman mekanizması.
  • BULGULAR

    • Dünya, dikkatli reformlar yerine kapsamlı yıkımın benimsendiği bir yıkım güllesi siyaseti döneminde.
    • Mevcut ABD yönetimi, ülkeyi mevcut düzenin kısıtlamalarından kurtarma ve yeniden inşa etme vaadiyle yıkım sürecinin en önde gelen aktörü.
    • 1945 sonrası kurulan ABD liderliğindeki uluslararası düzen, artık yıkılma aşamasında.
    • Batı toplumlarında reform yerine yıkımı savunan siyasi güçler ivme kazanıyor.
    • G7 ülkelerinde, mevcut hükümet politikalarının gelecek nesilleri daha iyi duruma getireceğine inananların oranı çok düşük.
    • Toplumlar tarafından siyasi yapılar aşırı bürokratikleşmiş ve reforme edilemez olarak algılanıyor.
    • ABD Başkanı Donald Trump, kurumsal ataleti kırma vaadiyle mevcut kurallara ve kurumlara saldıran en güçlü figür.
    • Trump’ın yaklaşımı, NATO savunma harcamaları ve İsrail-Hamas ateşkesi gibi konularda tıkanıklıkları aşmayı hedefliyor.
    • Yıkımın, halkın güvenliğini ve refahını artıracak politikalara zemin hazırlayıp hazırlamayacağı belirsiz.
    • Dünya, ilkeli iş birliği yerine al-ver ilişkilerine dayalı anlaşmaların (transactional deals) şekillendirdiği bir yere dönüşme riski taşıyor.
    • Yeni dünya düzeni, yıkım siyasetine umut bağlayan halktan ziyade zengin ve güçlü olanlara ayrıcalık tanıyor.
    • ABD yönetiminin uluslararası düzenin temel unsurlarını reddetmesi, özellikle Avrupa ve Hint-Pasifik bölgelerinde belirgin etki yaratıyor.
    • Rusya’nın Ukrayna’da inisiyatifi yeniden kazanması ve ABD’nin geri çekilmesi, Avrupa’nın güvensizlik hissini artırıyor.
    • Avrupa ülkeleri, ABD’nin değişen sinyalleri karşısında onu angaje tutmaya çalışırken bir yandan daha fazla özerklik için hazırlanıyor.
    • Hint-Pasifik’te Çin, bölgesel hakimiyet için daha güçlü bir baskı uyguluyor.
    • Bölgesel aktörler ABD’nin güvenlik garantileri ve stratejik ilgisi konusunda şüphe duyuyor.
    • Küresel ticaret sistemi, ABD yönetiminin kuralları açıkça terk etmesiyle giderek daha tartışmalı hale geliyor.
    • ABD, neredeyse her ülkeye DTÖ ile uyumlu olmayan geniş kapsamlı gümrük tarifeleri uyguluyor.
    • Geleneksel donör ülkelerin ulusal çıkarlarını daha dar tanımlamasıyla kalkınma ve insani yardım sistemleri krizde.
    • Trump yönetimi, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SDG) reddediyor.
    • Kurallara dayalı düzene yatırım yapan aktörler, yıkım siyasetinin etkilerini sınırlamak için organize olmaya çalışıyor.

    Bildiğimiz dünya yıkım altında

    • Ekim 2025’te Beyaz Saray’ın Doğu Kanadı’nın yıkılarak yeniden inşa edilmeye başlanması, Trump’ın “yıkıcı” siyasetinin bir metaforu.
    • Trump destekçileri Washington’ı, sarsma ve kalıcı çözümler üretme vaadinin bir parçası olarak görüyor.
    • Trump karşıtları Trump’ın yıkım politikaları normlara saldırı ve başkanlığın kişisel mülk gibi görülmesi olarak yorumluyor.
    • Dünya genelinde Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei gibi kurumları reforme etmek yerine yıkmayı vaat eden “yıkım adamları” (demolition men) yükselişte.
    • Yıkım adamları, kurumsal ataleti kırmak için hızlı hareket et ve kırıp dök mantığıyla hareket ediyor.
    • Toplumlarda mevcut yönetişim yapılarına duyulan hayal kırıklığı, yıkım arzusu yaratıyor.
    • G7 ülkelerindeki vatandaşlar hükümetlerinin gelecek nesilleri daha iyi bir duruma getireceğine inanmıyor.
    • İnsanlar, iklim değişikliği gibi küresel riskler karşısında bireysel ve kolektif bir çaresizlik hissediyor.
    • Demokratik yapıların aşırı bürokratikleştiği ve reform kapasitesini yitirdiği algısı yaygın.
    • Liberal ilerleme anlatısının gücünü kaybetmesi, geçmişi canlandırmayı amaçlayan kültür savaşlarını tetikliyor.
    • Trump, ABD’nin sahip olduğu olağanüstü güç nedeniyle uluslararası düzeni yıkan en etkili aktör.
    • Trump’ın ikinci döneminde başkanlık gücü üzerindeki denetim mekanizmaları her geçen gün erozyona uğruyor.
    • ABD dış politikası, kurumsal olmaktan çıkıp kişiselci bir rejimin dış politikasına dönüşüyor.
    • Trump yönetimi, çok taraflı kurumların ve evrensel kuralların ABD gücünü kısıtladığı inancıyla hareket ediyor.
    • ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi, ulusların önceliğini vurgulamakta ve ulusüstü organizasyonlara direniş vaat ediyor.
    • ABD, Dünya Sağlık Örgütü ve Paris İklim Anlaşması gibi kilit kurumlardan çekildi.
    • Ocak 2026’da ABD, “artık Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen” 66 uluslararası kuruluştan çekilme kararı aldı.
    • ABD Dışişleri Bakanlığı’nın (State Department) rolü azaltıldı, birçok diplomat işten çıkarıldı.
    • Trump yönetimi, uluslararası hukuk ilkelerine “topyekûn bir kayıtsızlık” sergiliyor.
    • ABD, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırma operasyonu gibi eylemlerle toprak bütünlüğü ve güç kullanımı yasağını ihlal etti.
    • Trump, Grönland’ı satın alma veya “ele geçirme” konusundaki söylemlerini artırıyor.
    • ABD, Ukrayna’yı Rusya’ya toprak vermeye zorlayarak toprak bütünlüğü ilkesini zayıflattı.
    • Trump yönetimi, serbest ticareti bir istikrar aracı değil, kısa vadeli tavizler koparmak için bir baskı aracı olarak kullanıyor.
    • ABD, özgür dünyanın lideri rolünü büyük ölçüde terk etti.
    • Trump yönetimi, demokratik müttefiklerini (AB, Ukrayna) eleştirirken otokratik liderlere (Putin) yakınlık gösteriyor.
    • Avrupalılar için ABD, tanınmaz bir halde ve ABD demokrasisinin dayanıklılığı sorgulanıyor.
    • Transatlantik ittifakında Batı kavramının tanımı üzerinde (liberal-uluslararası vs. illiberal-milliyetçi) derin bir ayrışma yaşanıyor.
    • Bazı gözlemciler, Trump’ın yaratıcı yıkım yoluyla diplomatik tıkanıklıkları açabileceğini savunuyor.
    • NATO savunma harcamaları hedefinin %5’e çıkarılması ve Gazze’deki ateşkes, Trump’ın yeni siyaset tarzının sonuçları olarak gösteriliyor.
    • Küresel Güney ülkeleri, ABD’nin Avrupa’ya ayrıcalıklı davranmayı bırakmasını başlangıçta olumlu karşıladı, ancak Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler de yüksek ABD tarifeleriyle karşılaşınca iyimserlikleri azaldı.
    • Dünya, ABD, Çin ve Rusya’nın kendi nüfuz alanlarını oluşturduğu bir düzene doğru evriliyor.
    • Uluslararası ilişkilerde anlaşmalara dayalı düzen (deals-based order) ve yeni-kraliyetçi düzen (neo-royalist order) gibi kavramlar öne çıkıyor.
    • Ukrayna savaşı, egemenlik sorunu olmaktan çıkıp güçlü liderler arasında pazarlık edilebilir bir anlaşmazlığa dönüşme riski taşıyor.
    • ABD’nin Venezuela operasyonu, Batı Yarımküre’de hegemonyayı yeniden tesis etme amacı taşıyan “Donroe Doktrini” olarak adlandırılıyor.
    • Avrupalı hükümetler, ABD politikalarının yıkıcı etkilerini tamponlamak için yeni yollar arıyor.
    • Kamuoyu yoklamalarına göre toplumlar ABD liderliği olmadan da küresel sorunların çözülebileceğine inanıyor.
    • G7 ülkelerinde halk, ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurmak için kendi ülkelerinin daha fazla sorumluluk almasına karşı isteksiz.
    • Uluslararası kuralları savunmak, askeri yeteneklere ve güç kaynaklarına yatırım yapmayı gerektiriyor.
    • ABD, hegemonya maliyetlerini üstlenmeyi reddederse, doların rezerv para statüsü gibi avantajlarını kaybedebilir.

    Münih Güvenlik Endeksi 2026

    • G7 ve BICS (Brezilya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ülkelerinde, ABD geçen yıla göre daha büyük bir risk olarak görülüyor. (Not: Japonya ve Çin hariç)
    • “Ticaret savaşları” riski, G7 ve BICS ülkelerinde her zamankinden daha üst sıralarda.
    • Rusya kaynaklı risk algısı, G7 ülkeleri arasında geçen yıla göre düşüş gösteriyor.
    • Çevresel risklerin (iklim değişikliği, aşırı hava olayları) yakın bir tehdit olarak algılanma oranı G7 ve BICS genelinde düşüyor.
    • G7 ülkelerinde en ciddi risk barındıran konular: siber saldırılar, ekonomik kriz ve dezenformasyon.
    • BICS ülkelerinde çevresel riskler hâlâ en üst sıralarda.
    • ABD’de iç siyasi ve ekonomik duruma ilişkin risk algıları (demokrasinin çöküşü, eşitsizlik) artıyor.
    • Kanadalıların %73’ü ticaret savaşlarını ülkeleri için yakın bir risk olarak görüyor.
    • Alman katılımcıların en büyük endişesi ülkelerine yönelik siber saldırılar.
    • İtalyanlar, diğer G7 ülkelerinin aksine çevresel riskleri en ciddi tehdit olarak görmeye devam ediyor, ancak bu algı geçen yıla göre azalmış durumda.
    • Japonlar için Çin, Rusya ve Kuzey Kore kaynaklı riskler en üst sıralarda.
    • ABD’li katılımcılar için siyasi kutuplaşma en büyük endişe kaynağı.
    • Çinli katılımcılar, ABD ve ticaret savaşlarını ülkeleri için en ciddi riskler olarak görüyor.

    Avrupa – Kopuş Sorunları

    • Avrupa’nın entegrasyon ve refahı önceleyip sert gücü ihmal ettiği, ABD güvenlik şemsiyesi altındaki dönem sona erdi.
    • Rusya’nın saldırganlığı kalıcı barış illüzyonlarını yıkmış durumda.
    • İkinci Trump yönetimi, Avrupa’nın savunmasının öncelikle Avrupa’nın sorumluluğu olduğunu netleştirmişti.
    • ABD, Avrupa güvenliğine yaklaşımında güvence vermekoşulluluk ve baskı arasında gidip gelen karışık sinyaller veriyor.
    • Rusya, Ukrayna cephesinde taktiksel inisiyatifi yeniden kazanıyor.
    • Rusya, 2025 federal bütçesinin %40’ını güvenlik ve savunmaya ayırarak tam bir savaş ekonomisi modunda.
    • İstihbarat tahminlerine göre Rusya, Ukrayna’da olası bir ateşkesin ardından iki yıl içinde Baltık bölgesinde bölgesel bir savaş için güçlerini toparlayabilir.
    • Rusya, Avrupa genelinde sabotaj, kundaklama ve siber saldırıları içeren hibrit savaş kampanyası yürütüyor.
    • Eylül 2025’te Polonya ve Estonya hava sahaları Rus dronları ve jetleri tarafından ihlal edildi.
    • ABD, NATO üyelerinin savunma harcaması hedefini GSYİH’nin %5’ine çıkarması için baskı yaptı.
    • Kasım 2025’te sızdırılan ABD destekli 28 maddelik barış planı, büyük ölçüde Rus çıkarlarına meyilli olup Avrupa başkentlerini hazırlıksız yakalıyolor.
    • ABD’nin Ukrayna’ya askeri yardımı Ocak 2025 itibariyle çarpıcı bir şekilde düştü.
    • Avrupalı müttefikler, Ukrayna için ABD yapımı silahları finanse ettikleri PURL mekanizmasını oluşturdu.
    • ABD, güvenlik garantilerini ekonomik çıkarlara (ABD silahları satın alınması gibi) daha açık bir şekilde bağlıyor.
    • Halkın ABD’nin güvenilir bir NATO üyesi olduğuna dair inancı önemli ölçüde erozyona uğradı.
    • ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’yı Batı Yarımküre ve Hint-Pasifik’in gerisine atarak öncelik listesinden düşürdü.
    • ABD’nin Grönland’ı “alma” tehditleri, Danimarka istihbaratının ABD’yi potansiyel bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirmesine yol açıyor.
    • Avrupa, ABD’yi angaje tutmaya çalışırken bir yandan da istekliler koalisyonu ile Ukrayna’ya yardımı koordine ediyor.
    • Avrupalı NATO üyeleri savunma bütçelerini 2021-2025 arasında %41 artırdı.
    • Savunma harcamalarında Avrupa içinde mali açıdan güçlü kuzeydoğu ile zorlanan güneybatı arasında bölünme riski var.
    • Avrupa’nın savunma tedariki büyük ölçüde ulusal kalmaya devam etmekte ve ABD’ye bağımlı (ekipman harcamalarının %51’i ABD sistemlerine gitmekte).
    • Avrupa’nın gerçek bir güvenlik sağlayıcısı olabilmesi için savunma sanayisini konsolide etmesi ve liderlik koalisyonları (Weimar Plus gibi) kurması gerekiyor.

    Hint-Pasifik: Pakt mı Kurgu mu?

    • ABD hegemonyası döneminde Hint-Pasifik istikrar ve büyümeden faydalanmışken Çin’in yükselişiyle ABD’nin hakimiyeti aşınıyor.
    • Çin, bölgedeki her ülkenin ABD’den daha fazla ticaret yaptığı ekonomik çekim merkezi.
    • Çin’in savunma harcamaları 1989’da ABD’nin otuzda biriyken, şimdi üçte birinden fazla.
    • Çin, nükleer savaş başlığı sayısını 2035’e kadar 1.500’e çıkararak ABD’ye yaklaşmayı planlıyor.
    • Çin ordusu, Tayvan çevresinde giderek daha kapsamlı manevralar yapmakta ve adayı ele geçirme senaryolarına hazırlanıyor.
    • Çin, Japonya (Senkaku Adaları) ve Filipinler (Güney Çin Denizi) üzerindeki baskısını artırıyor.
    • Japonya, savunma harcamalarını GSYİH’nin %2’sine çıkarma hedefini Mart 2026’ya çekti.
    • Güney Kore savunma bütçesini %3,5’e, Tayvan ise %5’e çıkarmayı planlıyor.
    • ABD’nin Asya’ya Dönüş stratejisi, kaynakların ve askeri duruşun kararlı bir şekilde kaydırılmasıyla sonuçlanmamış, yerine getirilmemiş bir vaat olarak görülüyor.
    • İkinci Trump yönetimi, müttefiklerin Çin’e karşı daha fazla yük almasını talep eden daha dar bir hedef güdüyor.
    • Bölgesel liderler, ABD’nin Çin politikasında çatışma ile karşılıklı yarar sağlayan ekonomik ilişki arasında gidip geldiğini düşünüyor.
    • ABD, Çinli TikTok’un yasaklanması gibi konularda beklenenden daha uzlaşmacı davrandı.
    • Washington’ın Pekin ile anlaşma yapmayı müttefiklerini desteklemekten daha çok önemsediğine dair endişeler bulunuyor.
    • ABD, Hint-Pasifik müttefiklerini (Tayvan, Japonya, Güney Kore) savunma bütçelerini artırmaları konusunda sert bir dille eleştiriyor.
    • ABD’nin bölge ülkelerine uyguladığı gümrük tarifeleri (Hindistan’a %50 gibi) ilişkileri geriyor ve korku ve kaosa neden olıyor.
    • Tayvan halkının sadece %34’ü, Japon halkının ise sadece %15’i bir saldırı durumunda ABD’nin askeri müdahalede bulunacağına inanıyor.
    • Güney Kore’de nükleer silahlanmaya yönelik kamuoyu desteği %76 ile zirvede.
    • Bölge ülkeleri (Hindistan, ASEAN üyeleri), ABD’ye olan güvenin azalmasıyla Çin ile ilişkilerini geliştirerek risk dağıtma (hedging) yoluna gidiyor.
    • Hint-Pasifik bölgesi, AB veya NATO gibi iş birliği mekanizmalarına sahip olmadığı için ABD taahhüdünün azalmasıyla daha büyük bir belirsizlikle karşı karşıya.

    Küresel Ekonomi – Ticaret Şartları

    • 2025 yılında küresel ticaret düzeni, jeopolitik hedeflerin ekonomik kazanımların önüne geçmesiyle niteliksel bir değişim yaşıyor.
    • ABD, oluşturulmasına yardım ettiği küresel ticaret kurallarını açıkça terk ediyor.
    • Trump, 2 Nisan 2025’i “Kurtuluş Günü” ilan etti ve ortalama gümrük vergisi oranını %15’e çıkardı.
    • ABD, tarifeleri Brezilya ve AB gibi müttefiklere karşı siyasi tavizler koparmak için bir baskı aracı olarak kullaıyor.
    • Çin, kritik mineral ihracat kontrollerini silah olarak kullanarak küresel endüstrileri etkiliyor.
    • IMF, küresel büyümenin 2025’te %3,2’ye yavaşlamasını bekliyor.
    • Düşük ve orta gelirli ekonomiler, ABD tarifelerinden en çok zarar görme riski altında.
    • Küresel Ekonomik Politika Belirsizliği Endeksi, Covid dönemindeki zirvelere yakın seviyelerde seyrediyor.
    • ABD ekonomisi beklenenden sağlam dursa da, tarifelerin maliyeti büyük ölçüde ABD’li tüketicilere yansıyor.
    • Ekonomistlere göre tarifeler, ABD’nin dış ticaret açığını azaltmada veya istihdamı geri getirmede etkili olmayacak.
    • Brezilya gibi ülkeler, ABD’nin ticaret baskısı nedeniyle Çin’e daha fazla yaklaşıyor.
    • Çin, ABD’nin boşluğunu doldurmak için Afrika ve ASEAN ülkeleriyle ticaret anlaşmalarını güncelliyor.
    • Dünya genelinde hükümetler, ticareti serbestleştirmek için yeni ortaklıklar (AB-Mercosur, Endonezya-Peru gibi) kurmaya hız veriyor.
    • CPTPP gibi ticaret paktlarına yeni üyelik başvuruları yapılıyor.
    • DTÖ kurallarına bağlı kalan yeni koalisyonların, ABD olmadan sistemi ayakta tutup tutamayacağı belirsizliğini koruyor.

    Kalkınma ve İnsani Yardım

    • Kalkınma ve insani yardım sistemleri, donör ülkelerin ulusal çıkarlarını dar tanımlaması nedeniyle varoluşsal bir krizle karşı karşıya.
    • Dünya, 2030 yılına kadar BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SDG) hiçbirine ulaşma yolunda değil.
    • Geleneksel donörler (Almanya, İngiltere), bütçe önceliklerini kalkınmadan savunmaya kaydırıyor.
    • Yardımlar giderek daha fazla siyasallaşmakta, jeostratejik nüfuz aracı olarak kullanılmakta (örn. AB’nin Global Gateway projesi).
    • Resmi Kalkınma Yardımı (ODA), 2024’te beş yıl aradan sonra ilk kez düştü (%7,1) ve 2025’te %9-17 daha düşmesi bekleniyor.
    • Almanya, 30 yıllık bir geleneği bozarak ODA hedefine (GSYİH’nin %0,7’si) bağlı kalmayacağını açıkladı.
    • ABD, USAID’i bağımsız bir kurum olarak kapattı ve dış yardımları dondurdu.
    • ABD kesintilerinin 2030 yılına kadar 14 milyon önlenebilir ölüme yol açabileceği tahmin ediliyor.
    • İklim finansmanındaki kesintiler, gıda güvensizliğini artırarak küresel kalkınmayı olumsuz etkiliyor.
    • ABD fonlarına büyük ölçüde bağımlı olan BM ajansları (WFP, WHO, UNHCR) iflas riskiyle karşı karşıya.
    • Körfez ülkeleri ve Çin gibi yeni donörlerin, geleneksel donörlerin bıraktığı boşluğu tamamen doldurması mümkün görünmüyor.
    • Çin, BM içindeki siyasi boşluğu kullanarak kendi dünya görüşünü ve stratejik çıkarlarını (örn. FAO aracılığıyla) dayatıyor.
    • Sistemdeki verimliliği artırmayı amaçlayan reformlar (UN80 Girişimi) tartışılıyor ancak asıl sorun meşruiyet krizinde.
    • ABD gibi donörlerin sistemin meşruiyetini temelden sorgulaması, geride kimseyi bırakmama ilkesini tamamen tehlikeye atıyor.
Yıkım Altında…
+ - 0

Giriş Yap

Kriter Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!