Kadınların Giremediği Okul
“Cesedimi çiğnemeden hiçbir kadın bu okuldan içeri giremez.”
Bu sözü söyleyen kişinin bir rektör olduğunu düşünün. Üstelik 19. yüzyılda yaşayan matematik ve ilahiyat alanlarında oldukça başarılı bir rektör… Bu söz başarılı olmasının yanı sıra sosyal konularda oldukça muhafazakâr olan George Salmon’dan başkasına ait değildi…
George Salmon, Trinity College’nde rektör idi. 1819-1904 yılları arasında yaşamış ve bilimsel çalışmalarının yanı sıra İrlanda Kilisesi’nde rahiplik de yapmıştı. Koyu bir Anglikan ilahiyatçısıydı. Trinity College ise İrlanda Dublin’de Kraliçe I. Elizabeth tarafından 1592 yılında inşa ettirilmişti. Ancak bu üniversiteye üç yüz yılı aşkın süre boyunca hiçbir şekilde kız öğrenci alınmamıştı. Sadece erkekler bu üniversitede okuyabiliyordu.
Trinity College’ye 1888 yılında George Salmon rektör olarak atandı. Salmon da kendi iç dünyasında bu okula kız öğrencilerin giremeyeceği fikrini destekliyordu. Bu düzenin üzerine vurgu yapabilmek için de cesedini çiğnemeden hiçbir kadının bu okuldan içeri giremeyeceğini söylemişti.

George Salmon’un dediği de oldu. Kendisi ölmeden asla bu okula bir kız öğrenci adım atamamıştı. George Salmon 22 Ocak 1904 tarihinde öldü. Aynı gün Trinity College’ne İsabel Marion Weir Johnston isimli bir kız kayıt yaptırarak, hem George Salmon’un lafını çiğnemek istedi hem de Trinity College’nin tarihine, bu okula kayıt yaptırarak derse gelen ilk öğrenci olarak geçecekti. İsabel Marion Weir Johnston’dan sonra bu haber yayılınca 1904 yılında tam 40 kız öğrenci Trinity College’ne kayıt yaptırarak eğitime başladı. Bu tarihten sonra Trinity College’i kız öğrencilere de kapısını açmayı başarmıştı.
Aslında baktığımızda bu bir başarı gibi görülse de maalesef George Salmon’un lafı çiğnenmediğini görüyoruz. Rektör bir noktada haklıydı, cesedi çiğnenmeden asla bir kız öğrenci okula kayıt yaptıramamıştı. Ancak onun ölümü ile bu döngü kırılarak kızlar bu üniversitede okumaya başlamıştı.
Herkes bu döngünün kırılmasını ilginç buluyor. Ancak ben bu hikâyede ilginç olan kısmın bu döngünün kırılması olarak görmüyorum. Çünkü o döngü elbet bir gün kırılacaktı. Bu hikâyedeki ilginç olan kısım bu döngüyü kırıp okula giren ve tarihe geçen İsabel Marion Weir Johnston’un yaşıtlarından daha başarılı olmasına rağmen evlenerek okulu bırakmasıydı. İsabel Marion Weir Johnston evliliğini bahane ederek büyük bir uğraş ile girdiği okulunu tamamlamadan yaşamına devam etmişti ve o okulu asla bitirmemişti… Bence asıl başarı bir döngüyü kırmak değil onu devam ettirip devrim yapabilmekteydi…

