RABİA YURDAKÖK
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. 8 Mart Deyince…

8 Mart Deyince…

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

KADINLARIN BURAYA GİRMESİ 1000 YILDIR YASAK!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasına girmişken kadınlar ile ilgili bugüne kadar görmezden geldiğimiz bazı gerçeklerin gün yüzüne çıkma zamanı gelmedi mi? Bütün platformlarda kadın haklarından ve eşitlikten bahsedilirken günümüzde bile kadınların girmesinin değil, o yere yaklaşmasının bile yasak olduğu bir yer var. Böyle bir durumda bu çelişkiyi artık konuşmamız lazım. Çünkü tarih sadece savaşları veya büyük kırılmaları anlatmaz, aynı zamanda görmezden gelinen sessizlikleri de barındırır.

Biz de; akademik birikimi ve yetiştirdiği öğrencilerle alana önemli katkılar sunan doktora tez danışmanım Prof. Dr. Kenan Ziya Taş hocam ile bu çelişkiden yola çıkarak, söylemler ile gerçeklik arasındaki farkı ortaya koymaya çalıştık. Bunu da Aynaroz Adası örneği üzerinden çerçevelendirdik.

AYNAROZ ADASI NEREDEDİR ?

İlk olarak Aynaroz Adası’nın coğrafi olarak nerede olduğuna bakacak olursak Yunanistan’da  Adalar (Ege) Denizi’nin kuzeyindedir. Ada, Selanik’in tam altında üç dil şeklinde denize uzanan Halkidiki Yarımadası’nın doğusundaki çatalda yer alan ve Kutsal Dağ anlamına gelen Rumca Hagion Oros sözünün bozularak Türkçe’ye Aynaroz şeklinde geçen Athos Yarımadası’dır.

Tarih boyunca hep dini bir merkez olma hüviyetini taşıyan yörede, Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas (963-969) tarafından kendisinin inzivaya çekilme düşüncesi ve isteği doğrultusunda bir manastır inşa ettirilmişti. Böylece bu yapı 10. Yüzyıldan itibaren Hristiyanlık içinde özgün bir mekân olmuştu. Ayrıca bu adada Yunanistan, Romanya, Moldova, Gürcistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Rusya gibi Doğu Ortodoks ülkelerinden 2.000’den fazla keşiş, dünyanın geri kalanından izole edilmiş bir hayat yaşamaktaydı.

1000 YILDIR KADINLARIN BU ADAYA GİRMELERİ YASAKTIR!

Aynaroz Adası’na kadınların girmesi 1000 yıl öncesinde yasaklanmış ve günümüzde bu yasak uygulanmaktadır. Hatta kadınların yarımadanın kıyısına dahi 500 metreden fazla yaklaşmalarına izin verilmemektedir. Kadınlara ek olarak dişi hayvanların bile adaya gelmeleri yasaklanmıştı. Bu yasak sebebi ile Aynaroz Adası’na süt ürünleri ve yumurtalar bile dışarıdan getirilmekteydi. Ancak bir zaman sonra adada farelerin çoğalması sebebiyle adaya kediler getirilerek, kediler bu yasaktan geçici bir süre olarak istisna tutulmuştu. Bugün Aynaroz Adası’na, İstanbul’daki Patrikhânenin veya Atina’da bulunan Aynaroz temsilcisinin vizesiyle girilebilmektedir. Aynı zamanda hac makamı olan Athos Dağı’na çıkmak kadınlara tamamen yasak olup, Ortodoks olmayan Hıristiyan erkekler bile özen bir izinle girmektedirler.

GELELİM BU YASAĞIN SEBEBİNE…

‘’Avaton’’ diye isimlendirilen bu yasağın sebebi Hıristiyan din adamlarının bekâret yeminini çiğnememeleri ve dünyevi arzulardan arınabilmelerinin kesin çözümü için böyle bir uygulama yoluna gidildiği olarak ifade edilmektedir. Tarihi anlatı olarak da şuna dayandırılmaktadır: Azize Meryem Kıbrıs’a giderken gemi rotasından çıkarak Aynaroz kıyılarına gelir. Aynaroz Adası’nı çok seven Azize Meryem, oğlu İsa Mesih’e dua ederek adanın kendisine verilmesini ister. Duası kabul olur ve ada kendisine verilir. Bu sebeple Aynoroz “Tanrı’nın annesinin bahçesi” olarak da adlandırılır. Böylece adada kadın cinsini yalnızca Azize Meryem’in temsil etmesi gerektiğine inanılır.

OSMANLI DÖNEMİ’NDE AYNAROZ ADASI

Aynaroz Adası 1430 yılında Osmanlı idaresine geçti. Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim, fermanları ile Aynaroz’u korudukları gibi hemen hemen bütün sultanlar manastırları himaye etmişlerdir ve onlara yeni haklar da bağışlamışlardır. Evliya Çelebi, 1667’de uğradığı Aynaroz ile ilgili fazla bir bilgi vermez ancak adadaki rahiplerin “açlıktan insanlıktan çıkmış” kişiler olduğunu söyler. Osmanlı döneminde adanın idaresi bostancıbaşıya bağlı olan merkezi manastırın bulunduğu köy (karye) Karyes’te oturan bir haseki ile son devirde ise kaymakam tarafından temsil ediliyordu.

Adanın Türk tarihi ile ilgili günümüze ulaşan iki rivayeti dikkati çeker: Birincisi, Kutlumusiu adını taşıyan manastırdır. Anadolu Selçuklu sultanlarından II. İzzeddin Keykâvus taht mücadelesini kaybedince Bizans’a sığınır. Buradayken Anna adlı Hristiyan bir kadından Kutalmış adında bir oğlu olur. Kutalmış daha sonra Hristiyan olarak Melik Konstantinos adını alır. Taht için Selçuklu başkenti Konya’yı almak için başarısız bir teşebbüste bulunur. Bu hezimetin sonucunda keşiş olarak Aynaroz’a çekilerek bu manastırı kurar.

İkinci rivayet Xeropotamou manastırı ile ilgilidir. Bu manastır, Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nda yasaklandığı dönemde Sivas’ta bulunan 40 genç askerin cezalandırılacaklarını bildikleri halde Hz. İsa’ya sadık olduklarını bildirmeleri sonucunda öldürülen Sivas’ın kırk azizlerine ithaf edilmiştir. Rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Mısır seferindeyken bu manastır, çıkan bir yangında harap olur. Sefer esnasında bu kırk aziz, Yavuz Sultan Selim’in rüyasına girer. Sefer dönüşü Sultan manastırı yeniden inşa eder. Bu yüzden Yavuz Sultan Selim, bu manastırın “ktetoru” yani kurucusu kabul edilir. Daha sonra manastırdaki kırk azizlerin ikonası önünde Yavuz Sultan Selim’in hatırasına altı kandil yakılması usulden olur.

SON OLARAK; TİYATRO SAHNESİNDE AYNAROZ

Aynaroz Adası ile ilgili olarak şunu ekleyebiliriz. Aynaroz denilince akla Necdet Mahfi Ayral’ın Aynaroz Kadısı adındaki tiyatro eseri gelir. Bu eser 1938’de senaryolaştırılıp Muhsin Ertuğrul’un yönetmeliğinde bir Türk filmi olarak çekilir. Ancak Aynaroz Kadısı adlı bir komedi metni, Aynaroz’daki Türk idaresi hakkında çok yanlış kanaate varılmasına sebep olduğundan çok yaygın olarak izlenmemektedir.

8 Mart Deyince…
+ - 0

Giriş Yap

Kriter Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!